
ALMA SANATÇININ AHINI!
Yıllardır ölümüne sanat yapıyorum ve sadece manevi değil maddi kazancımı da bu yolla elde ediyorum. Trabzon’da sanat-sponsor ilişkilerini ilk başlatan da benim. Şimdilerde pek çok insan benzer yolu izleyip para kazanmaya çabalıyor. Her neyse, mesele şu… Hem sanat hayatını sürdürebilmek hem de bu sayede para kazanabilmek isteyen her insan gibi bizler de şehir yöneticilerinin ya da iş adamlarının kapısını çalarız. Bu işler dünyanın her yerinde de böyledir. Ürettiğin /üretim aşamasına taşıdığın sanat projelerinden para kazanabilmenin de üç yolu vardır ülkemizde. Türklüğü aşağılamak bu işin en gözde yoludur. Özellikle AB kuruluşları bu içerikteki projelere yığınla para döker… İkinci yöntem bayağı, kalitesiz, popülist işler yapmaktır. Yerel yönetimler kalitesiz sanat etkinliklerine bayılırlar ve en büyük kültür ödeneğini bu sıradan, sıkıcı işlere ayırırlar. Son yol ise gerçekten sanattan anlayan, sanatın toplumsal yaşamdaki rolünü bilen birileriyle karşılaşmaktır ki zor ihtimal…
Bir sanat etkinliğine (sergi, film, kitap vb.) destek olmasını istediğimiz kişi ya da kurumun bu işten bir geri dönüş beklemesi gayet doğaldır. Mesela bir şirketten para yardımı talep ettiğimizde bize reklamının nerelerde görüneceğini sorması onun hakkıdır. Bu desteği kişiden değil kurumdan istiyorsak onun da bir beklentisi olacaktır. Ben Trabzon için bir film yapıyorsam, diğeri bir kitap yazıyorsa ve kalkıp (örneğin)belediyeden destek istiyorsak belediye bu desteğinin karşılığını görmeyi elbette isteyecektir. Ama özel şirketten farklı olarak sorması gereken soru “biz bu işten ne kazanacağız, değil, şehir ne kazanacak? olmalıdır. Bu gevezeliği yıllardır yapanların başında geliyorum. Yurt çapındakileri saymazsak, irili ufaklı onlarca sanat projem oldu. Bazıları desteklendi bazılarına tek kuruş destek alamadım ama başladığım her işi bitirdim. Fakat desteklenmediğim zamanlarda canımı sıkan parasız kalmak değil karşı tarafın mazereti oldu. Param yok, sanattan hiç haz etmem… İlgilenmiyorum… deseler, gam yemem. İş adamı İbrahim Usta açıkça ret etti “Bu işlere artık para ayırmak istemiyorum” dedi. Allah razı olsun, en azından diğerleri gibi “Hallederiz!” palavrasıyla aylarca bekletmedi. Mesela yerel yöneticiler biz sanatçılar üzerinden propaganda yapmayı çok severler. 4000 bin yıllık sanat kentiyizdir, ülkenin en çok ressam yetiştiren kentiyizdir… Sanatçının yanında olmaktan, sanatın faydalarından bahsederken akan sular duruverir! Her gelen belediye başkanı ya da diğer başkanlar aynı lafı tekrar ederler. Yani duyanlar bu adamlar sayesinde 4 bin yıldır sanat yapıyoruz zanneder! Fakat gerçek özellikle yerel yöneticilerin bu işleri hep ‘fuzuli’ olarak gördükleridir. Onlara göre bir şehir ancak asfalt ve tuğla ile kalkınır… Belki bir de otopark… Yerel gazetelerde yıllardır manşete taşınan “ Yatırım bekliyoruz… Yatırım şart… Yatırımlarımız sürecek” saçmalıklarıyla koca Trabzon uyutuldu. Üstelik sanatçıların talepleri karşılıksız bırakıldığı gibi bu yatırım saçmalıkları da hep reklam olarak kaldı. “Sanat karın doyurmaz… boş işler bunlar.. film çekeceksin de ne olacak… resim yapacağına git bir işe gir” laflarını milyon kere duymuş bir insan olarak ben de “Bu şehir neyle var olacak?” sorusunu sormuşumdur. Asfaltla… İnşaatla… Sambacı transferleriyle… Girilemeyen denizi, kanser yapan pis havası ve otoparka dönüşen kaldırımlarıyla… Ha bir de denize işeyen insanıyla!
PSV maçına gelen Felemenkler, şehrimizi gezerken kayalıklardan denize işeyen bir sarhoşun görüntülerini çekmişler. Yetinmeyip bu görüntüleri Trabzon’u aşağılamak için ellerinden geldiğince yaymışlar. Aslında ecnebilerin alışıldık bir davranışı bu, beş yüz yıldır Türk-İslam dünyasıyla didişir dururlar. Onların varlık sebebi bizi kötülemek! Laikler, komünistler ve liberaller kabul etmese de Avrupa’nın en büyük zevki Türkler ile alay etmektir…
Fakat bendeniz artık bu Avrupalılık zihniyetinin eleştirisini yapmayacağım. Zira Türkiye’de Avrupa’nın da eleştirilebilir olduğunu anlatmak deveye hendek atlatmaktan daha zor. Çağdaş-Liberal ve laik zihniyete göre Avrupa kusursuzdur ve mesela onlar denize işemez! Hollanda’da her beş kadından birinin düzenli olarak fiziksel şiddete maruz kaldığına bu insanları inandıramayız. Ben de artık inandırmaya çalışmayacağım da taşı başka bir yere savuracağım.
Elin oğlu, basit bir el kamerasıyla Trabzon’u yerle bir etti. O görüntü on yıl daha hafızalardan çıkmayacak. Ve bırakınız Felemenkleri İstanbul’daki adama bile derdimizi anlatamayacağız. Hani çok zaman önce, şehir dışında mertliğimizle tanınırken sonra Hrant Dink’in katili olduk ya… Şimdi de denize işeyen sarhoşlar şehriyiz…
Merhaba, nerelisiniz?
Trabzon…
Orda herkes denize işiyormuş, öyle mi?
…
Önümüzdeki on yıl, şehir dışına eğitim almaya giden her gencimiz bu sorunun yanıtını vermek zorunda kalacak!
Neden, o salak Hollandalılar yüzünden mi? Hayır efendim; resimle, şiirler, filmle şehir mi kalkınırmış diyen örümcek kafalı yöneticilerimiz yüzünden. Her mahallesinde bir ressam, her sokağında bir şair olan bu şehrin elinden kimse tutmadığı için… Ziya Ramoğlu’nun karikatürlerine… Zafer Kalfa’nın resimlerine… Haydar Durmuş’un tarihte bir ilk olarak kayıtlara geçmesi gereken müzesine “boş işler bunlar” derseniz yani lafımızı dinlemezseniz olacağı budur, ne sandınız. Sen, şehrinin güzel değerlerini tüm yurda ve tüm dünyaya yayacak imkânları kullanmazsan elin oğlu gelir, 60 dolarlık bir kamera ile seni yerin dibine batırır. Sen elindeki bütün parayı her yağmurda çöken asfalta yatırırsan dünya seni ressamınla, şairinle değil çişini denize yapan sarhoşunla tanır!
Şimdi benim belediye başkanım, valim, kültür müdürüm, borsam, sanayi odam ve diğerleri oturup kara kara düşünsünler. Serserinin biri gitti gazeteciyi öldürdü diye koca şehrin üzerindeki katil yaftasını temizlemek bile yıllarımızı almışken işte şimdi bir de bu çıktı. Anladınız mı efendiler, tanıtım nasıl olurmuş? Oturduğunuz ve yıllarca kalkmadığınız koltuklarınızda şehrin bütün kültür birikimini kuruttunuz. Devlet bakanlarını karşılamak için yollara döktüğünüz horon ekibinden başka ne kaldı elinizde? Süs olsun diye duvarlarınıza astırdığınız kopya resimlerden başka ne kaldı? Gösteriş olsun diye İstanbul’dan ajanslar getirip yüzlerce milyara çektirdiğiniz sonra da kazıklandığınızı anlayıp izletmeye bile çekindiğiniz o aptal tanıtım filmlerinden başka neyiniz kaldı?
Ben söyleyeyim, Felemenk yönetmenin elinden çıkmış olan yepyeni bir tanıtım filminiz var artık. Denize İşeyen Trabzonlu Adam… Hem baksanıza, öyle bir sahil yolu yaptınız ki adam haklı, giremediği denize işemeyecek de ne yapacak?
| Yazarın Yazdığı Son 20 Yazı |
|
|