
Bir ülkede iktidar sahipleri, sorunları çözmek yerine çok daha ağır ve derin sorunlar yaratıyorsa,
Bütün toplumu değil de bir avuç iktidar odağı ve onun çevresindeki kümelenmeleri kalkındırmaya uğraşıyorsa,
Toplumun bütün değerleri yağmalanıyor, yerli ve yabancı güç odaklarına pazarlanıyorsa,
Yanlışları daha büyük yanlışlarla tahkim ediyorsa,
Kendi kadrolarından ya da kendisine teslim olanlardan başka kimseye yaşam hakkı tanımıyorsa,
Sadece kendisi için hak, hukuk ve adalet istiyorsa,
Kendisi gibi düşünmeyenler üzerinde türlü yalan ve hilelerle baskı kuruyorsa,
Ülke giderek karanlık bir zindana dönüşüyor, her kurum, örgüt ya da yapı zaptı rapt altına alınıyorsa,
Cezaevleri şu ya da bu gerekçe ile iktidar muhalifleri ile dolduruluyorsa,
Devleti, toplumu soyup soğana çevirenler sırf iktidara yakın olduğu için korunurken, bunların üzerine gidenlere ölümlerden ölüm beğen deniliyorsa,
‘Hayır’ demek eşkıyalık, yumurta taşımak terör örgütü üyesi olmakla eşdeğer sayılıyorsa,
Ülkenin tüm değerleri ayaklar altına alınıyorsa,
Kan ve sömürü üzerine kurulu dünya egemenliğini sürdürmek ve genişletmek için türlü senaryolara başvuranların çıkarları için bütün bir ülkenin çıkarları gözardı ediliyor; zalimlere karşı mazlumun umudu olan bir ulusal kurtuluş savaşı ile kurtulan ülke, zalimin sopasına dönüştürülüyorsa,
Ülke adına kirli pazarlıklar yapılıyor, kan ve savaşı kutsamak için toplum yalanlarla, türlü manipülasyonlarla yönlendiriliyorsa,
Etik, dürüstlük, sorumluluk, vicdan, adalet, insani değerler, gerçek, özgürlük, demokrasi, insan hakları; kendi yolunda feda edilecek birer araca dönüşmüşse,
Artık hiçbir şeyin standardı kalmamışsa,
Tek standart yalakalık, biat ve itaat olmuşsa,
Allah, din, kitap, peygamber ya da kutsal inançlar bile zalimlerin zaferi, iktidar katmanlarının para ve yönetim hırsının basit bir propaganda aracına dönüşmüşse,
Halk-Millet egemenliği anlamsızlaşmış, değersizleşmiş ve kocaman bir yalan haline gelmişse,
Ne kadar yüksek oranda oy alırsa alsın, iktidarda oianlar haksız, adaletsiz, vicdansız, insafsız, tahammülsüzse..
Topluma-seçmene verdikleri sözler yerine kendi gündemlerini gerçekleştirmenin npeşine düşmüş ve küresel ağa babalarının senaryolarının bir parçası haline gelmişse,
ARTIK MEŞRUİYETİ (hukuki, yasal ve vicdani geçerliliği) tartışmalı demektir.
YILMAZ ÖZDİL’E SALDIRMAK, ERDOĞAN BAYRAKTAR DALKAVUKLUĞU YAPMAK!
Yaygın medyanın en etkili kalemlerinden biri olan Hürriyet Gazetesi yazarı Yılmaz Özdil geçenlerde Fanatik gazetesinde Trabzonspor’a seslenen bir yazı kaleme aldı. ‘’Trabzonspor denilen kavram, TOKİ binası değildir, anıt’tır... Almayın o kupayı’’ diye başlayan ve biten yazı, Trabzonspor’a övgülerle dolu.
Özdil bir Trabzonspor sempatizanı. Şike ve teşvik tartışmaları ile kirlenmiş bu ortamdan Trabzonspor’u temiz tutmak ve örnek bir anıt olarak tutmak için, şampiyonluk kupasını almamasını öneriyor.
Tabi ki Özdil gibi düşünmeyebilir, olsun yine de kupayı alalım diyebiliriz…
Özdil’in aşırı ama olgun Trabzonspor duyarlılığını değerlendiremeyen, algılayamayan bir kısım taraftar ve ne yazık ki köşe yazarı öyle bir duruş sergiledi ki, isyan etmemek mümkün değil.
Özdil’e küfür mü ararsın, hakaret mi..
Oysa Özdil’in tek derdi Trabzonspor’un simgelediği üstün sportif, toplumsal ve ahlaki değerlerdi.
Hadi algılama eksikliği çeken sözde taraftarı bir yana bırakalım da, yazı yazan insanlar bu alkışlanması gereken duyarlılığı ve sevgiyi nasıl olur da bu kadar yanlış ve amacından saptırılmış olarak anlayabilir?
Tabi Özdil, anlamsız bu tepkilere haklı olarak çok içerledi.
Özdil o yazıyı, Şehircilik ve Çevre Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın, ‘’Merak etmeyin kupanın Trabzon’a gelmesi için ince ayar yapacağız’’ sözleri üzerine kaleme aldı.
Galatasaraylı Bayraktar'ın derdi, Trabzonspor üzerinden siyasi prim yapıp, birkaç yandaşa kendini alkışlatmak!
Trabzonspor’un ne ince ayara ne de birilerinin siyasi ya da başka desteğine ihtiyacı var. Trabzonspor bu yolda sonuna kadar haklı ve temiz.
Ama bakanın o açıklaması bu haklılığı tartışmalı hale getirdi.
Sanki Trabzonspor korunuyormuş duygusu yaratıldı.
Erdoğan Bayraktar’ın bu zarar veren çıkışı eleştirileceğine, Trabzon’un değerlerini savunan Özdil, haksız yere hedefe koyuldu.
Bu yüklenmenin arkasında Özdil’in iktidara karşı muhalif bir aydın olmasının da etkisi var tabi.
Erdoğan Bayraktar’ı eleştirme cesaretini gösteremeyenler, hatta ona yalakalığı görev edinenler, tabi ki Özdil’e yüklenecek.
Trabzonsporluluk, Yılmaz Özdil’in Trabzonspor’un değerlerini savunan yaklaşımına destek vermek, Erdoğan Bayraktar’ın gereksiz ve Trabzonspor’a zarar veren çıkışına karşı durabilmektir.
Gerçek Trabzonsporluluk, değerlere sahip çıkmak, şark kurnazlığına, şakşakçılığa, siyasi şikeye prim vermemektir.
Ahmet Şefik Mollamehmetoğlu
ahmet-sefik@hotmail.com
| Yazarın Yazdığı Son 20 Yazı |
|
|