Osman Cudi Yılmaz

Annemi mi, Başbakanı mı dinlemeliyim?

 

Bugün aslında Türkiye ekonomisinin son 9 yılda nereden nerelere getirildiği üzerine yazı yazacaktım.

 

Ve dış ticaret açığının son 9 yılda nerelere vardırıldığına ilişkin çarpıcı rakamları paylaşacaktım.

 

Ama Başbakan Erdoğan’ın il başkanlarına yönelik yaptığı konuşma Türkiye gündemini olduğu gibi benim gündemimi de değiştirdi.

 

Bu nedenle dış ticaret açığının hangi boyutlarda olduğunu bir sonraki yazıya bırakarak Başbakan’ın il başkanlarına hitaben yaptığı konuşmanın bir bölümüne değinmek istiyorum.

 

Konuşmayı izleyince inanın çok üzüldüm ve hatta utandım!

 

Neden mi üzüldüm ve utandım?

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanının, muhalefet liderlerine “sirk cambazı” ya da “bostan korkuluğu” gibi incitici ve küçük düşürücü cümleler kurmasından utandım!

 

Hadi biz 50’sine merdiven dayadık, bu tür ifadelere, “Kötü söz sahibine aittir” der geçeriz ama bu ülkede 16 milyonun üzerinde sadece öğrenci var. Geriye doğru 10 yıllık istatistiklere baktığımızda her yıl 1 milyonun üstünde çocuğun dünyaya geldiğini görüyoruz.

 

Şimdi bu çocuklara ya da gençlere, Başbakan’ın kullandığı bu incitici, argo ve de kavgacı dili nasıl anlatacağız?

 

Ya da bir ülkenin başbakanının bu tip argo, kavgacı ve incitici kelimelerle muhalefet liderlerine hitap ettiği bir yerde, gençleri nasıl iyiye ve güzele yönlendirip eğiteceğiz?

 

Örneğin Başbakan’ın böyle rakiplerine böyle hitap ettiği bir ülkede futbol sahalarındaki rakipler arasındaki şiddeti ve nefreti nasıl önleyeceğiz?

 

Bilemiyorum ve düşünmek bile istemiyorum!

 

Ondan sonra da bu ülkede aynı Başbakan çıkıp, barıştan, kardeşlikten söz edecek öyle mi?

 

Muhalefet liderlerine “bostan korkuluğu”, “sirk cambazı” diye hitap edeceksin, sonra da bu ülkede barıştan, kardeşlikten ve dostluktan söz edeceksin!

 

Olur mu?

 

Ben annem ve babamdan hiçbir zaman kötü bir söz duymadım. Sokakta, arkadaşlar arasında çok duymama rağmen, annem ve babamdan ya da aile içinden küfür ya da argo söz duymadığım için sokakta ne kadar argo ya da küfürlü konuşulsa da bu yaşıma gelinceye kadar kimse benim ağzımdan argo ya da küfürlü söz duymadı.

 

O nedenle de diyorum ki; ben, annem ve babamın bana öğrettiği yolda ilerlemeye devam edip, Başbakan Erdoğan’ı dinleyerek ondan argo sözler öğrenmeyeceğim!

 

DİNDAR BİR GENÇLİK!

 

Başbakan Erdoğan’ı dinlememe konusunda önemli bir tereddüdüm daha var!

 

Ne diyor Başbakan, il başkanları toplantısında CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na hitaben?

 

“…Çıkıp, benim dünkü konuşmamdan kalkıp, Türkiye’yi dindarlar, dinsizler diye ayırdığımı söylüyor. Önce şu kulakların duymaya alışsın. Benim ifademde dindarlar, dinsizler diye bir ifade yok. Dindar bir gençlik yetiştirme var. Bunu yine söylüyorum, bunun arkasındayım!” Başbakan’ın bu konuşmasından partisinin tabanı mutlu olabilir. Ancak ya AKP dışındaki kesim?

 

Bunun hiç mi önemi yok? Başbakan Erdoğan için AKP’ye oy vermiş insanların dışında kalanlar hiç mi önemli değil?

 

Yani Başbakanın kendi partisinin oyunu artırmak isterken CHP ya da MHP tabanından oy alma gibi bir derdi yok mu?

 

Nasıl olur da böyle bir dil kullanır? Anlamakta yine zorlanıyorum!

 

Elhamdurillah Müslümanım. Babam rahmetli oldu, Allah rahmet eylesin. Annem 80’ine merdiven dayamış, buna rağmen başı bağlı ve namazında niyazında.

 

Kendisini her ziyaretimde kulağıma eğiliyor ve “Oğlum, Cuma namazlarını kaçırma, kıl” diyor.

 

Ben eskiden vakit namazları olmazsa da Cuma namazlarını kaçırmamaya çalışırdım. Hatta büyüklerimizden bildiğim, 3 Cuma arka arkaya kılmayanın cenaze namazı dahi kılınmayacağı şeklindeydi.

 

Ama Başbakan’ın bu tip konuşmaları inanılmaz bir antipati yaratıyor. Öyle ki, insan tereddütte bile kalıyor!

 

Şimdi bir taraftan Başbakan, “Benim ifademde dindarlar, dinsizler diye bir ifade yok. Dindar bir gençlik yetiştirme var. Bunu yine söylüyorum, bunun arkasındayım” sözleri diğer tarafta da Annemin, “ Oğlum Cuma namazlarını kaçırma, mutlaka kıl” telkinleri.

 

Eğer bu ülkede Başbakan’ın ifade ettiği, “Dindar gençlik” bu olacaksa, ben bunu almayayım daha iyi!

 

Eğer dindarlık Irak’ta, Suriye’de, Mısır’da ya da Afganistan’da yapılanlar ise vah halimize!

 

Örneğin daha önceki bir Müslüman ülke olan Mısır’da olduğu gibi futbol maçında 75 kişinin katledilmesine kadar iş götürülecekse, böylesi dindarlık olmaz olsun!

 

Bu konuda onlarca örnek vermek olası. Ama laik ve demokrat bir ülkede hükümetlerin ya da Başbakan’ların görevi “dindar bir gençlik yetiştirmek” değil,  herkesin dinini baskı altında kalmadan ve doğru bir şekilde öğrenilecek ortamı sağlamaktır.

 

Bunun dışındaki tüm baskıcı tutum ve eylemler Başbakan’ın partisinin tabanında prim yapabilir belki ama onun dışındaki kesim tarafından da antipatiyle karşılanıp, insanları soğutmaya sevk eder.

 

Onun için ben, bu konuda da Başbakan’ı değil Annemi dinleyeceğim!

 

Çünkü Annemin söylediği Başbakan’ın söylediğinden daha samimi ve daha akılcı geliyor!


 

  Yazarın Yazdığı Son 20 Yazı