
ÖĞRETMENE DOMUZ BAĞI
Bizden öncesinde olduğu gibi, bizim öğrencilik yıllarımızda, öğrencinin iyi yetişip yetişmediğini anlamak için, genellikle, “Kimin öğrencisisin; dersinize kim geliyor?” diye sorarlardı. Kuşkusuz, görmüş oldukları öğrenim yıllarının eşitliğine, özdeş müfredat programlarından geçmelerine karşın, her öğretmenin kendine özgü uygulama farklılıkları vardı. Yani eskinin yiğit mesleklerinden olan yiğit öğretmenlerden her birinin kendilerine göre bir yoğurt yiyişleri vardı.
Öğretmenlerin, müfredatı kendine özgü yöntemlerle uygulamaları ve kendilerinin damgasını taşıyan öğrenciler yetiştirmeleri ellerinden alındı. Başarısız öğrencilerin velilerinin isteği doğrultusunda sınıf geçirilmeleri, ortalama ile sınıf geçirilmeleri, öğretmenin derdinin dinlenilmesi yerine, öğrenci velilerinin isteklerinin, oy kaygısıyla, geçerli sayılması; taşımalı sistemle öğrencilerin, ömürlerinin dört teker üzerinde geçmesine yol açılıp onları taşıyıcı firmalara kazanç malzemesi yapılması; öğretmen yetiştiren kurumların ihtiyaca cevap vermek yerine, dışarıda kalan gençleri üniversiteli yapma anlayışının egemen olması gibi etkenler, idealist öğretmenlerin mücadele isteklerini kırdı.
Bugünlerde, bu olumsuzluklara iki uygulama daha ekleneceği gündemde. İşin pedagojik yönünü bilmeyenler ya da süksesinde olanlar bu uygulamalara alkış tutmaktadır.

TABLETLER DERDE DERMAN OLAMAZ
Bunlardan birincisi, önce pilot illerdeki, sonra da tüm okullardaki öğrencilere verilmesi planlanan “tablet” uygulamasıdır. Bu, eğitim öğretim açısından, tek tip beyin yetiştirmeyi amaçlamaktadır. Öğretmen farklılığını ortadan kaldıracağı gibi, öğrenci farklılığını da ortadan kaldıracaktır. Yapılan bu uygulama öğrencilere kolaylık sağlar ama eğitim sağlamaz. Zaten “çoktan seçmeli” gibi yanlış ve sakıncalı bir anlayışa dönüşmüş olan eğitim siteminde, tablet yoluyla, araştırma, bulma, bunları özümseyip kendine özgü bir yorumla aktarma ortadan kalkacaktır. Buna bağlı olarak, yazı ile ifade alışkanlığı da körelecektir. Ben, öğretmenliğimde, televizyonda izledikleri bir filmi yazı ile anlatmak yerine, bir radyo tiyatrosunu dinleyerek anlatmalarını isterdim öğrencilerimden. Çünkü, televizyon çocukların düş kurmalarını engellemektedir. Radyo tiyatrosunda ise, ses olarak beyne ulaşan insanların, mekanların, yörenin betimi, nakledilmesi öğrenciden öğrenciye değişmektedir.
Bugün Ankara’nın çok yakın köylerinde bile eğitim öğretime elverişli yapıda olmayan; yeterli branş öğretmeni bulunmayan okullar var. Tek sınıflı okullar var Anadolu’da. Hava koşulları yüzünden okuluna üç-dört ay gidemeyen öğrenciler var; ayağında ayakkabısı, sırtında giysisi olmayanlar var; var oğlu var... Bilişim öğretmenleri atama bekliyor. Branş öğretmenleri atama bekliyor.
Ancak, gerçek olan bir şey var: Damı akıtan okullar bekler, atama bekleyen öğretmenler bekler, çocukların ayakları ayakkabıyı, sırtı giysiyi, çantası defteri bekler... Beklesin, “Kışı var, yazı var acele edecek ne iş var” diye bir söz vardır. Çok kış, çok yaz geçti, biraz daha geçsin ne olur sanki? Ama beklemeyecek bir husus var; o da, tabletler yoluyla vurgun vuracak olanlar. Onlar bekletilmeye gelmez; bir an önce zengin edilmeliler.
Yani, bu tabletler, eğitim öğretim sistemimizdeki hastalıklara derman olmayacaktır.
GAMBAZ ÖĞRENCİLER YETİŞTİRMEK:
Gazetelerdeki habere, göre; "MEB İletişim Merkezi-Alo 147" hattını arayacak öğrenciler, okullardaki taciz ve şiddet olayları, SBS, sınav ve eğitim sistemine kadar pek çok sorunu yetkililere iletecekmiş. 1 Mart'ta uygulamaya açılacak; iletilen soru, sorun, ihbar ve şikayetlere 3 gün içinde yanıt verilecekmiş.
“Öp babanın elini!” Hem Milli eğitim, hem eğitim konusunda yapılması gereken en büyük yanlış uygulamalardan biri, Çoğunuz anımsarsınız, ilkokul çağlarında, öğretmen, şikayete meyilli bir öğrenci yüzünden birini cezalandırmışsa, her gün şikayetlerin ardı arkası kesilmez. Öğrenci, hoşuna gitmeyen bir arkadaşını bir bahane ile şikayet eder. Siz, eğitim öğretim alması gereken, bilgilenmesi gereken ve dolayısıyla, sonunda tüm bu uygulamaları nota dönüştürecek olan birini öğrencilerin insafına nasıl terk edersiniz. Böyle bir durumda öğretmen kimin hoşuna gidecek? Ciddi ciddi ders dinleyip dersine çalışan ve adam olmak isteyen öğrencilerin mi; sadece okula gitmiş olmak giden ve bir diploma sahibi olmak isteyen, dersi de, arkadaşlarını da, öğretmeni de ciddiye almayan öğrencilerin mi? Böyle bir ikilem içinde öğretmen kendini dersine nasıl verecek.
Yine geldik işin püf noktasına: Öğretmenin kendini dersine vermesini isteyen kim? Egemen güçlerin çocukları için çarktan çıkmış öğretmenler de, donanımlı okullar da hazır. Dahası, yurt dışı okullar hazır. Ülke içinde öğrenciler-öğretmenler, veliler- öğretmenler birbirine hasım olacakmış; bu toz duman ortamına bir rüzgar da bu yönden esecekmiş; kimin umurunda?
Her iki uygulama da öğretmenler için domuz bağıdır. Öğretmenler, öğrencilerine bir şeyler vermek için çırpınacaklardır; ama çırpındıkça bağı sıkılaşacağı ve boğulacağı için kıpırdamamayı yeğleyeceklerdir.
Soruyorum; tabletle, içi boşaltılmış kitaplarla kandırılan çocukların velileri sizin umurunuzda mı?
| Yazarın Yazdığı Son 20 Yazı |
|
|
Yorumlar |
Bu Habere Toplam 1 Yorum Eklenmistir. |
|
Rahatız Artık |
|
|
KEÇİLERİ VE TAVUKLARI EVDEN ÇIKARDIK.
RAHATIZ ARTIK.
AMAN İNEKLERE DOKUNMAYIN; SAĞILIP BOL SÜT VERECEKLER. |
|