Bülent Baş

Sümela'nın Şifresi; Barbar Trabzon!


Filmini kim çeker diye bekliyorduk! Çeken çıktı. Trabzonlu bir yapımcı iki yıl bekleyebildi.

Kitap, Sorozcular tarafından 2009 yılında, İletişim Yayınlarından (Trabzon’u Anlamak) yayınlanmıştı.  Kitabın tanıtım yazılarında, Trabzon’dan ‘’Her an bir linç ve cinayet işlemeye hazır bir şehir görüntüsü arzediyor’’ diye bahsediyordu. Kapağına Trabzon sokakları süsü verilmiş bir fotoğrafta serseri  tipli gençler koyularak, Trabzon gençliği tanımlanmaya çalışılmış. Fotoğrafın Almanya’nın herhangi bir şehrinde çekildiği çok açık belli.

Yazarlarına göre, geçmişi zengin olan Trabzon, tarihsel süreç içerisinde, vahşi ve barbar bir kent durumuna düşmüş, bu yüzden de Santore ve Dink cinayetleriyle anılmaya, linçlerle gündeme gelmeye başlamıştır. Editöre göre ise asıl sorun, Trabzon’un ve Trabzonlunun sakat doğasındadır.

Kitapta böyle düşünmeyen kimi  yazarların da yazıları var  ama ne yazık ki o yazılar,  yukarda özetlediğim ana temaya malzeme olmaktan öteye gidememişlerdir.

Hatırlanacağı gibi, TAYAD üyelerine linç, Santore ve Dink cinayetleri meydana geldikten sonra dünyanın boyalı basınının ve renkli camlarının tümü, suç örgütlerinden ve suçlulardan ziyade Trabzonluların tümünü hedef tahtasına koymuşlar, vahşilik ve barbarlık üzerine yakıştırmadıklarını bırakmamışlardı. Bütün bu kampanyaların ardından çıkan ‘’Trabzon’u Anlamak’’ kitabı, sürdürülen kara propagandaya akademik bir bakış gibi sunulmuştu.

Linç girişimleri, cinayetler ve kara propogandalarla sindirilen Trabzon sokaklarında, bir müddet sonra papaz cübbeleriyle boygösteren Ortodokslar gözükmeye başladı. Son üç yıldır tası tarağı toplayan görevli papazlar, soluğu Trabzon'da almaya başladı. Hiçbir vasfı olmayan Fener Patriği, yasalara aykırı olarak Trabzon Sümela’sında ayinler düzenler oldu. Dünya basınına Sümela’nın sahibi gibi boy gösterdi. Harabe manastırlarda ve kiliselerde restorasyon sorularına muhatap oldu. ABD ve AB talimatlarını harfiyen uygulayan hükümet yetkilileri, bu yasadışı girişimlere göz yumdu ve destek oldu. Her Ağustos ayının ortasında Trabzon, bu sefer de Sümela ve papaz ayinleriyle gündeme oturtuldu. Üstelik Rusya’dan ve Yunanistan’dan toplama Helenci ortodoks kalabalıkların gösterileriyle yapıldı bütün bunlar.

Filmin Trabzon doğumlu yapımcısı ise, ortaçağ papazlarıyla ve haçlı irtica ile yükselen Sümela  popülaritesini ticarete dönüştürmenin hesaplarını yapmış anlaşılan. Sümela’nın Şifresi,  Temel’in aşkını (Ne tür bir  aşksa!) dolgu malzemesi yaparak, Trabzonlunun vahşi doğasına ışık tutmuş!

Filmden çıkarılan ana fikir; ‘’ Ortodokslar gittikten sonra Trabzon barbarların elinde kalmıştır.’’ Yüzyıllar öncesinde bu muhteşem doğa harikasını yapanlar, zorunlu bir mübadeleye tabi tutulup Yunanistan’a göç etmek zorunda bırakılınca Trabzon,  işte böyle yer tarif etmek  için adam vurulan, imamlarının bile sokakta top oynayan çocuklara ana avrat küfrettiği, yerel ve Rus mafyasının cirit attığı, küfürden ve Trabzonspor’un başarısızlığından başka bir şey bilmeyen halkın yaşadığı bir yer haline gelmiştir.

Bunun haricinde filmin senaryosu,  ucuz Karadeniz fıkralarının arka arkaya eklenmesinden ibarettir.

Filmin Trabzonlu olan yapımcısı ve senaristi, farklı siyasi kulvarlardan gelip de bir de koalisyon metni hazırlamışlar. Gladyonun yerel uzantısının ürünü olan söylentileri senaryoya sokmuşlar. Santa Maria Kilisesi Rahibini, bıçkın delikanlılara kur yapan gay papaz kılığına sokmuşlar. İkisi de ilk filmlerinde sonuncuyu yapmışlar da farkında değiller.

  Yazarın Yazdığı Son 20 Yazı