Zafer Kalfa

Hangi Trabzon Azizim?


Sevgili Kadri Özcan (seninle yüz yüze gelmedik, tanışmıyoruz, bu neden ile adını ve soyadını aynı anda kullanıyorum; lütfen, kötü bir anlam çıkarma bundan);

            şu sıralar (feysbuk) üzerinde paylaşılan ve büyük beğeni toplayan yazını okudum. Hani, “bize her yer Trabzon” sloganı üzerine yazılmış olan…

“(…) ipuçlarını birlikte birleştirebiliriz” ifadene güvenerek (ve aslında içimdeki fırtınayı dindirmeyi ömrüm boyunca başaramadığım için) bu satırları yazma gereği his ediyorum.

            Trabzonluyu, Trabzon’u o kadar güzel anlatmışsın ki, önce, bir Trabzonlu olarak teşekkür ederek başlamak istiyorum. Eyvallah! Trabzon’un son on yılını bilmeyen bir insan için yazdığın yazıyı okumak pek hoş olabilirdi. Mamafih benim için öyle olmadı. Yanlış anlama; sorun sen değilsin ama yazdıklarınla ancak Trabzon’u kartpostallardaki haliyle bilen, Trabzon gerçeği üzerine Temel fıkraları dışında herhangi bir tecrübesi olmayan insanları avutabilirsin. Evet, bir aydın olarak senin görevin en kötü günlerde bile bir umut ışığı aramak, yalan da olsa halkını umutlandırmak ama yine bir aydın olarak benim de görevim umut ile tozpembe masallar arasındaki farka dikkat çekmek.

            Demişsin ki "Bize her yer Trabzon" adlı slogan ile bu küçük kentin burnu yere düşse eğilip almaz kentlileri ne anlatmaya çalışıyorlardı?

            Sevgili Kadri Özcan; sözünü ettiğin slogan Trabzon’un kentlileri tarafından değil lümpenleri tarafından üretilmiştir. Yani ne kentli ne köylü olabilmiş, arada kalmış toplumsal tabakadan bahsediyorum… Kentli olmak başka bir anlam ifade eder; eminim bunu sen, benden daha iyi biliyorsun. Mesela bu sloganı üretenler sahiden kentli olsalardı, sadece futbol maçlarından sonra değil Trabzon’u ilgilendiren her durumdan sonra aynı tezahüratı yaparlardı. Demek ki “Bize Her Yer Trabzon” sözü bir kentli olarak Trabzonluluk’u değil ama –ve maalesef- yalnızca Trabzonsporluluk’u ifade ediyor. Yazına, “Trabzonsporlular ve Trabzonlular' ın şu son dönem dillerine doladıkları "Bize Her Yer Trabzon" adlı slogan”, diye başlamış olman da kanımca bu acı gerçeğin masum bir itirafıdır.

           

            Can Bartu’nun bir konuşmasında "Dünyanın neresine giderseniz gidin bir Trabzonluya rastlarsınız!" demesi sana da tuhaf gelmiyor mu? Bu arada belirteyim, bu sözü, şehir ve yurt dışında, ansızın bir Trabzonlu ile karşılaşan her birimiz söyleriz ve şu acı gerçeği her seferinde göz ardı ederiz. Evet, dünyanın her tarafında bir Trabzonlu görmek ilk anda gurur vericidir ama neden dünyanın her tarafındayız; bunu hiç düşünmüş müdür Can Bartu? Ben söyleyeyim! Ya da bekle biraz, sözü Nihat Genç’e bırakayım: Gerçek Trabzonlular, Trabzon’da yaşayamazlar!

            Madem bize her yer Trabzon’dur, asıl Trabzon’u neden o “her yer”in dışında tutarız? Çünkü Trabzon’da yaşayamayız; yaşatmazlar…

            Erzincan’ın Tercan-Mercan bölgesine hiç gitmedim. “Orada toprak coşar! Sanki az ilerideki toprak değildir bu! İnsanlar burada topraktan beslenir…” demişsin; inanırım. Van’ı örnek vermişsin sonra; bunu ben de biliyorum; hatta orada, köy yerinde havuz yapan ve araziyi yukarıdan incelemek için kendi başına ürettiği helikopter ile uçarken helikopterine iniş sistemi yapmadığı için yere çakılan ve bu yüzden haber konusu olan hemşehrimi de… Ama Erzincan’ı, Van’ı yeşile bürüyen Trabzonluların, Trabzon’daki canım yeşil alanları, önünde sonunda birer hurda yığınına dönüşecek olan otomobilleri için otoparka dönüştürmelerini nasıl açıklayacağız? Sakın sen de “Eee, ne yapacaksın, o da lazım…” deme! Sayısız yeşil alanın, siyasi ilişkiler ile baktıkları her yeri betonarme gören müteahhitlere peşkeş çekilmesini?.. Daha önce yazdım, sayende yineleme imkânı buluyorum; mahallemdeki son ağaç, yaprakları arabasının üzerine döküldüğü gerekçesiyle bir Trabzonlu tarafından kesildi; bu durumu o Erzincanlılara, Vanlılara nasıl açıklayabilirisin mesela?

                        Yaşadığı dünyanın hangi kenti, hangi köyü olursa olsun. Orayı önemser korur, yeşillendirir, demişsin ya; o şehirlerin arasına kendi memleketini koymayan, kendi şehrini buna layık görmeyenlerin Trabzonluluğundan şüphe etmez misin sen de?

 

 

 

 

 

 

 

            Şems ve Hac’ca giden yolcu kıssasına değinmişsin ve Trabzonluları şekilci olmadıkları gerekçesiyle övmüşsün, buna sahiden gülerim! O dediğin yıllar öncesinde kaldı, azizim. Kendi esnafı kan ağlarken parasını yabancı şirketlerin açtığı AVM’lerine harcayan ve hatta harcayacak parası kalmadığında, içi boş alışveriş çantalarını elinde taşıyarak kendini zengin göstermeye çalışan bir halk, üzgünüm ama şekilcidir! Bitmedi… Şu anda Trabzon nüfusunun yarısı pahalı bir otomobile ve kesinlikle son model bir cep telefonuna sahip... Ve bu iki nesne adeta Allah’ın emriymiş gibi, altı ayda bir yenileniyor, başka türlüsü kesmiyor benim vatandaşımı! Olmasın mı? Olsun reis! Fakat bu insanların çoğunun, sahip oldukları otomobil ve cep telefonu için durduk yere borçlandığını, yani içecek ayranları yokken helâya o siyah cipleriyle gittiklerini bilmiyor muyuz? Trabzon’daki gençlerin yarısına yakınının işsiz olduğunu ve bunların yüzde altmışlık kısmının maaş almadan, sadece sigorta karşılığı bile çalışmaya razı olduklarını bilmiyor muyuz? Biliyoruz azizim, biliyoruz. Dolayısıyla böyle bir halkın, cip ve telefon firmalarını zengin etmeye hakkı yoktur. Bu apaçık şekilciliktir!

            Bir Trabzonlu gittiği yere Trabzon'u da götürür. Gittiği yeri Trabzon kadar önemser, demişsin. Ne kadar romantiksin, ne kadar iyi niyetlisin ama üstadım, bugünlerde Trabzonlular, Trabzon Spor’dan başka bir şeyi önemsemiyorlar. Tarihimiz, sanatımız, fındığımız, mısırımız diyecek olsan “ham” yapıyorlar seni. Bu yüzden olsa gerek başka bir şehre giderken yanlarında mısır unu, balık, tereyağı değil yalnızca bordo-mavi atkılarını götürebiliyorlar. Çünkü ellerinde başka hiçbir şey kalmadı ve maalesef onlar bunun farkına varamıyorlar. Bu yüzden ellerindeki son fabrikayı da Erzurumlulara kaptırdılar… Bu yüzden Trabzon’daki büyük bütçeli işlerin altında Trabzon firmalarının ismi yok. Bu yüzden Trabzon Spor’un ikinci olması çok saygıdeğer bakanımız tarafından bile yetinilmesi gereken bir durum olarak görülebiliyor. Bu yüzden dünyanın en çok ressam yetiştiren şehrinin sanat fakültesinde bir tane bile Trabzonlu akademisyen yok! Bu yüzden Eskişehir’de bile denize girilebilirken Trabzon’da tek bir plaj kalmadı…

            Daha da yazardım, inan, ama ona da izin vermiyorlar bu şehirde; ortaokul mezunlarını yazı işleri müdürü yapıyorlar.

            Trabzonlu dobradır, diye yazmışsın, Kadri Özcan. Bak, buna itirazım yok. Allah’a şükür, bu kaldı elimizde. Ben de Trabzonluyum, dobrayım ve bu acı gerçekleri dobra dobra yazmak zorundaydım.

             

            Bâkî selâmlar!

 

  Yazarın Yazdığı Son 20 Yazı