Hikmet Aksoy

Bu Kafalarla mı?


Zaman   hiç  yerinde  durmuyor.  Akıp  gidiyor.

Durdurmak  da  olası değil.  Elimizde  böyle  bir olanak  olsa  kim bilir  neler  yapardık zamanı  durdurarak.

İyiden/güzelden yana kullanıldığında kuşkusuz pek  çok kazanımı  olurdu  insanın.

Ama  insan olanın.

Kendini bilenin…

Topluma  yararlı  olmayı düşünenin.

                               x   x   x

Televizyon kanallarında  geçmişteki kimi olayları  irdeleyen yapımcılar  hep  bugüne   göre   değerlendirme yapınca  insanın doğal olarak aklı karışıyor. ‘ Demek  ki, bize geçmişte her şeyi  yanlış  belletmişler/öğretmişler’  kuşkusu düşüyor insanın içine.

Geçmişe  sadece bir pencereden bakıldığında  bırakın  benim  kuşağımı,  yeni  yetişen  kuşak  da  bu  “dar görüşlülük”  ya da  “taraflı  bakış”ın  etkisinde kalıp  yanlış  yorumlara  kaptırıyor  kendini  ister-istemez. Dünün  koşullarıyla  bugünü  hiç  karşılaştıran  yok.

 

Çok partili döneme geçtikten sonra  1950 -1954  seçimlerinde   seçmen DP’yi  ne  denli çoğunlukla  yönetime getirdiğini  hepimiz  biliyoruz. O  döneme ilişkin değerlendirmeler  yapılıyor  ya  televizyonlarda,  benim dikkatimi  hep  seçim mitinglerinin  görüntüleri çekiyor.

 

Ne  kalabalık öyle… Menderes  bir  yere  gidiyor,  yer yerinden oynuyor. Bir kalabalık  ki, iğne atsan yere düşmez  örneği…

İnsanlar  alanlara sığmıyor,  kalabalıktan  yollardan  geçilmiyor.

Böylesi  kalabalıklarda  benim  hep  dikkatimi vatandaşın giyim  kuşamı  çekiyor. Kasketli köylüler, fötr  şapkalı,  kravatlı  kasaba eşrafı…  Eşarplı,  kasketli   çağdaş  giysili  kadınlar…

 

İçi açılıyor  insanın…

Dikkatinizi  çekerim,  şimdiki böylesi  topluluklarda  bırakın  seçmen vatandaşları,  siyasetçilerden  kaçı   fötr  şapka kullanıyor?

Tabii ki  insanoğlu  kılık/kıyafetle  adam  olmuyor. Öncelikle  beyinsel yapısı ve  toplum içindeki  düşünceden kaynaklanan  davranışı  önemli.

Ama yine de sormak  istiyorum:  Ne  oldu  bize  ki,   kılık/kıyafette böylesine  olumsuz   etkilenip, eskinin  molla donuna, sarığa,  fese, cübbeye sarılıp  günlük  kullanır  olduk?

                                 x  x   x

Sadece kılık/kıyafette değil.

Ne  oldu bize  ki,   tutsak   düşmemek,  devlet kurmak için  giriştiğimiz  Kurtuluş Savaşımızı  taçlandıran  30  Ağustos  Zafer Bayramımıza  da  önem vermez  olduk.

Sokağa/caddeye  çıkıp  kontrol yaptım.  Çoğu  işyerinde  bayrak  asılmamış.

Bu  ne  saygısızlık  böyle?

Yasa  koyucu  bayramlarda  bayrak  asmayı  emrediyor.  Ama  kimi   işyerlerinin  böylesine  önemli  bir günde/bayramda  bayrak asmaması ulusal heyecansızlıktan mı kaynaklanıyor  dersiniz?

Diğer  bayramlarda  da böyle  oluyor.  Nedeni  de  halktan kopuk, sadece  protokola ve öğrencilere  hitap  eden bayramlar olunca   böyle çirkin manzaralar  çıkıyor ortaya.

Oysa,  eskiden  hiç  böyle  değildi.  Bir  gün önceden davullar/zurnalar,  kemençeler  çalmaya  başlar,  halk  bir büyük horon  halkasına  katılmak  için birbirleriyle yarış  ederlerdi.

Şimdi  nerede  bu heyecan?

                                 x   x   x

Ulusal  bayram  günlerimizde  manzara böyle  de,  dini  bayramlarda  nasıl?

Sizin  dikkatinizi  çekti mi bilmiyorum. Dini  bayramların  kutlamalarına  kimileri  şimdilerde  tabancayla  havaya  mermi  sıkarak  kendi kafalarına göre  renk katmaya!  başladı.

Hem  de  kentin  göbeğinde… Mahallelerde…

Adam,  böylesi  günlerde tabancayla  havaya  mermi  sıkarak  aklınca   tatmin oluyor,  mutluluk  duyuyor.

Ama  birisi çıkıp,   “Yahu, ayıp  olmuyor  mu?  Attığın  merminin  parasını  bir fakire  versene…”  demeye  korkuyor.

Böylesine   anlamsız  tabanca manevralarını     vatandaş  duyup  rahatsız  olmuyor  mu?  Oluyor  elbet.  Sadece  sıradan  vatandaş  duymuyor değil  bu  eşkiyalık  girişimini…  İlgililer  de  duyuyor,  ama  bir  ses  ortaya  çıkmıyor.  Silah  nerede  atılıyorsa, oranın devlet görevlisi olan  muhtar çağrılıp,  ‘Kim  atıyor  bu silahları?’  diye  sorulmuyor.

Vatandaş  da  atıyor…  Atsın  bakalım.  Sonunda  bakalım  nereye  varacak  bu  iş.

                                   x    x     x

Başlangıçta  da belirttim,  insanın  dış  görünüşü  değil  kafa yapısı/davranışı  çok önemli… Bugün  çok  da  kalkınmış  bir  durumumuz  var  eskiye göre…  Amaaa   kafalarımızın  içi  nasıl?

Kafalarımızı  biraz kültürle/sanatla/bilgiyle  doldurup  aydınlansaydık;  eski    durumumuza bakıp   bir  değerlendirme  yapabilirdik.   Ama, eskiye sağlıklı bakıp ders  çıkaracak  kafa  mı kaldı  bizde?

Ah  kafalarımız,  ah  kafalarımız!

  Yazarın Yazdığı Son 20 Yazı