
Zaman hiç yerinde
durmuyor. Akıp gidiyor.
Durdurmak da olası değil.
Elimizde böyle bir olanak
olsa kim bilir neler
yapardık zamanı durdurarak.
İyiden/güzelden yana kullanıldığında kuşkusuz pek çok kazanımı
olurdu insanın.
Ama insan olanın.
Kendini bilenin…
Topluma yararlı olmayı düşünenin.
x x x
Televizyon kanallarında
geçmişteki kimi olayları irdeleyen
yapımcılar hep bugüne
göre değerlendirme yapınca insanın doğal olarak aklı karışıyor. ‘
Demek ki, bize geçmişte her şeyi yanlış
belletmişler/öğretmişler’ kuşkusu
düşüyor insanın içine.
Geçmişe sadece bir
pencereden bakıldığında bırakın benim
kuşağımı, yeni yetişen
kuşak da bu
“dar görüşlülük” ya da “taraflı
bakış”ın etkisinde kalıp yanlış yorumlara
kaptırıyor kendini ister-istemez. Dünün koşullarıyla
bugünü hiç karşılaştıran
yok.
Çok partili döneme geçtikten sonra 1950 -1954
seçimlerinde seçmen DP’yi ne
denli çoğunlukla yönetime
getirdiğini hepimiz biliyoruz. O
döneme ilişkin değerlendirmeler
yapılıyor ya televizyonlarda, benim dikkatimi hep
seçim mitinglerinin görüntüleri
çekiyor.
Ne kalabalık öyle…
Menderes bir yere
gidiyor, yer yerinden oynuyor.
Bir kalabalık ki, iğne atsan yere
düşmez örneği…
İnsanlar alanlara
sığmıyor, kalabalıktan yollardan
geçilmiyor.
Böylesi
kalabalıklarda benim hep
dikkatimi vatandaşın giyim
kuşamı çekiyor. Kasketli
köylüler, fötr şapkalı, kravatlı kasaba eşrafı…
Eşarplı, kasketli çağdaş
giysili kadınlar…
İçi açılıyor insanın…
Dikkatinizi
çekerim, şimdiki böylesi topluluklarda
bırakın seçmen vatandaşları, siyasetçilerden kaçı
fötr şapka kullanıyor?
Tabii ki
insanoğlu kılık/kıyafetle adam
olmuyor. Öncelikle beyinsel
yapısı ve toplum içindeki düşünceden kaynaklanan davranışı
önemli.
Ama yine de sormak
istiyorum: Ne oldu
bize ki, kılık/kıyafette böylesine olumsuz
etkilenip, eskinin molla donuna,
sarığa, fese, cübbeye sarılıp günlük
kullanır olduk?
x x x
Sadece kılık/kıyafette değil.
Ne oldu bize ki,
tutsak düşmemek, devlet kurmak için giriştiğimiz
Kurtuluş Savaşımızı
taçlandıran 30 Ağustos
Zafer Bayramımıza da önem vermez
olduk.
Sokağa/caddeye
çıkıp kontrol yaptım. Çoğu
işyerinde bayrak asılmamış.
Bu ne saygısızlık
böyle?
Yasa koyucu bayramlarda
bayrak asmayı emrediyor.
Ama kimi işyerlerinin
böylesine önemli bir günde/bayramda bayrak asmaması ulusal heyecansızlıktan mı
kaynaklanıyor dersiniz?
Diğer
bayramlarda da böyle oluyor.
Nedeni de halktan kopuk, sadece protokola ve öğrencilere hitap
eden bayramlar olunca böyle
çirkin manzaralar çıkıyor ortaya.
Oysa, eskiden hiç
böyle değildi. Bir
gün önceden davullar/zurnalar,
kemençeler çalmaya başlar, halk
bir büyük horon halkasına katılmak
için birbirleriyle yarış
ederlerdi.
Şimdi nerede bu heyecan?
x x x
Ulusal bayram günlerimizde
manzara böyle de, dini
bayramlarda nasıl?
Sizin
dikkatinizi çekti mi bilmiyorum.
Dini bayramların kutlamalarına
kimileri şimdilerde tabancayla
havaya mermi sıkarak kendi kafalarına göre renk katmaya!
başladı.
Hem de kentin
göbeğinde… Mahallelerde…
Adam, böylesi günlerde tabancayla havaya
mermi sıkarak aklınca
tatmin oluyor, mutluluk duyuyor.
Ama birisi
çıkıp, “Yahu, ayıp olmuyor
mu? Attığın merminin
parasını bir fakire versene…”
demeye korkuyor.
Böylesine
anlamsız tabanca
manevralarını vatandaş duyup
rahatsız olmuyor mu?
Oluyor elbet. Sadece
sıradan vatandaş duymuyor değil bu
eşkiyalık girişimini… İlgililer
de duyuyor, ama
bir ses ortaya
çıkmıyor. Silah nerede
atılıyorsa, oranın devlet görevlisi olan
muhtar çağrılıp, ‘Kim atıyor
bu silahları?’ diye sorulmuyor.
Vatandaş da atıyor…
Atsın bakalım. Sonunda
bakalım nereye varacak
bu iş.
x x
x
Başlangıçta da
belirttim, insanın dış
görünüşü değil kafa yapısı/davranışı çok önemli… Bugün çok
da kalkınmış bir
durumumuz var eskiye göre…
Amaaa kafalarımızın içi
nasıl?
Kafalarımızı biraz
kültürle/sanatla/bilgiyle doldurup aydınlansaydık; eski durumumuza bakıp bir
değerlendirme yapabilirdik. Ama, eskiye sağlıklı bakıp ders çıkaracak
kafa mı kaldı bizde?
Ah kafalarımız, ah
kafalarımız!
| Yazarın Yazdığı Son 20 Yazı |
|
|